Üstünlük sosyal statüyle olmaz

Kitap ve İnsan - kitapveinsan.com

Peygamberlere ilk inananlar; toplumda ezilen, sömürülen, zulme uğrayan, hor görülenler olmuştur.

GÜNÜMÜZDE birileri birilerini küçümsemekte, hafife almakta ve aşağılamaktadır. Artık bu küçümsemeler tarihte kalmalı, günümüze taşınmamalı. Demokratik açıdan eşitliğin egemenliğin olması gereken toplumlarda bu tarz davranışlar, söylemler, imalar insan onuruna yakışmamaktadır. Yüce Allah bunun ta Hz. Nuh döneminde başladığına dikkat çekmektedir. Ayet şöyledir:

“Kavminin inkâr eden ileri gelen seçkinleri dediler ki: Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz. Bizden, basit görüşle hareket eden alt tabakamızdan başkasının sana uyduğunu ve sizin bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Bilakis sizin yalancılar olduğunuzu düşünüyoruz.” (Hud, 27)

Bu ayet özelde Hz. Nuh’a gösterilen tepkinin nedenlerini verirken genelde de bütün peygamberlere gösterilen olumsuz tepkinin özünde bunun olduğunu ifade etmektedir. Şimdi ayetin analizini yaparak bu nedenleri sıralayabiliriz:

HALKI KÜÇÜMSEDİLER
Ayetin ilk kısmında o toplumla ilgili iki özellik görüyoruz. Birisi kâfir olmaları, yani inkâr etmeleri -ki eğer onlar inkâr etmeselerdi bu olumsuz tepkiyi göstermeyeceklerdi-, diğeri de Hz. Nuh’u kendi seviyelerinde görmeleri, ama onların beklentilerinin daha farklı olduğunu hissetmeleridir. Hz. Nuh’un peygamber olabilmesi için insanüstü ya da beşeri ölçülere göre toplumun en ileri geleninin olması gerektiğini öne sürüyorlardı.
Hz. Peygamber’e müşriklerin gösterdiği tepkide de aynı anlayış vardı:

“Onlar şöyle dediler: Bu ne biçim peygamber; bizler gibi yemek yiyor, çarşılarda dolaşıyor. Ona bir melek indirilmeli, kendisiyle birlikte o da uyarıcı olmalı idi. Yahut kendisine bir hazine verilmeli veya içinden yiyeceği bir bahçesi olmalıydı. O zalimler, ‘Siz ancak büyüye tutulmuş bir adama uymaktasınız’ dediler. Senin hakkında bak ne biçim temsiller getirdiler. Artık onlar sapmışlardır ve hiçbir yol da bulamazlar.” (Furkan, 7-9)

Hz. Nuh’a söylenen, “Biz seni sadece bizim gibi bir insan olarak görüyoruz” şeklindeki ifadenin geniş açılımının Hz. Peygamber’e de söylenmiş olduğunu anlıyoruz. İnsanlar kendi içlerinden çıkan bir peygamberi, kendi seviyesinde görmeleri sebebiyle ona tabi olmamış ve ona inanmamışlardır.
Ayetin ikinci kısmından, Hz. Nuh döneminde bile şu iki sosyal sınıflaşmanın başlamış olduğunu anlıyoruz: “Mele” denen seçkinler sınıfı, bir de basit görüşlü olan alt tabaka.

Bu tabakalaşmanın ölçüsü, üstün görüş sahibi olmak ve basit görüş sahibi olmak idi. Kavmin eşrafı, ileri gelenleri ve seçkinleri kendilerini üstün görüyor, halk yığınlarını küçümsüyorlardı:

“Sana düşük seviyeli kimseler tabi olup dururken, biz sana iman eder miyiz hiç!” (Şuara, 111)

Hz. Nuh’a tabi olanların mallarının az olması, sosyal statülerinin düşük, sanatlarının değersiz olması onların alt sınıf olarak görülmesine neden olmuştur. Bu tip insanların tabi olduğu kişiyi, toplumun ileri gelenlerinin peygamber olarak tanımaları mümkün değildi. Ölçü olarak, üst tabakadan birinin tabi olmasını ya da olmamasını gösteriyorlardı. Sosyal statünün peygamberi kabullenmede ve ona inanmada büyük rol oynadığına şahit oluyoruz.
“Şimdi bize karşı bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz” ifadesiyle de, bulundukları statü gereği kibirlendiklerini anlıyoruz. Bu noktada Hz. Nuh’un toplumunda ileri gelenlerin mukayese yaparak kendi tabakalarındakileri halk kitlelerinden üstün görmüşler, peygamberi kabullenmede üstün olmanın da önemli bir ölçüt olduğunu iddia etmişlerdir.
Şimdi bu noktadan hareketle şu neticeye varıyoruz:

Genelde bütün peygamberlere ilk zamanlarında inanan insanlar, toplumda ezilen, sömürülen, itilen, zulme uğrayan, hakları çiğnenen ve hor görülen halk kitleleri olmuştur.

EN ÇOK KADINLAR İMAN ETTİ
İlahi vahiy, onların haklarını koruduğu, onlara değer verdiği ve onların ahlarını değerlendirmeyi garanti ettiğinden halk kitleleri için vahiy bir çıkış kapısı niteliğinde idi.
Onun içindir ki, toplumların ileri gelen seçkinlerinden çok köleler, yetimler, kimsesizler, ezilenler ve zulme uğrayanlar iman edip peygamberlere tabi olmuşlardır. Hz. Nuh döneminde bunu fark eden seçkinler, durumu bir şekilde dile getirmişlerdir.
Hz. İsa ve Hz. Muhammed dönemlerinde de bu böyle olmuştur. Özellikle cahiliye döneminde Araplar, kadınlara zulmettiği için Hz. Peygamber’e daha çok kadınlar iman etmiştir. Yüce Allah’ın burada anlattığı olgu asırlarca devam etmişti, şimdi de devam ediyor ve ileride de devam edecek. Yüce Allah, üstünlüğün sosyal statüye değil, aklını kullanıp iman etmeye bağlı olduğu ilkesini koymaktadır:

“Eğer inanmışsanız, üstün sizsiniz.” (Âl-i İmran, 139)

Bu ayetleriyle yüce Allah, sosyal statüsü düşük olanların aşağılık duygusuna kapılmalarını da önlemektedir. İnsanın Allah katındaki değerinin beynine, gönlüne ve davranışlarına göre belirlendiği öğretilerek psikolojik çöküntüler önlenmektedir. Bu açıdan ilgili ayetlerde ruhsal bir eğitim yapıldığını da söyleyebiliriz.

Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı, 04.04.2014