İslam’da kader anlayışı nasıldır?

Kitap ve İnsan - kitapveinsan.com

Kur’an açık ve net olarak der ki: Allah, her şeye Kâdir olandır.
Varlık âleminde her şey, O’nun takdiri ile olup biter. O’nun takdiri dışında, hiçbir şey olmaz.
O’nun bir şeyi takdir etmesi, o şeyi bir “ölçü” ile yaratıp, ona bir “yasa, konum, durum, zaman, mekân, süre” tayin etmesidir.

‘O’nun takdirinin dışında hiçbir şey yoktur’ demek, ‘O hiçbir şeyi başıboş ve gelişigüzel yaratmamıştır’ demektir.

Yarattığı her şeyi bir “kader: ölçü” ile yaratmak da, O’nun takdiridir.

Allah görünen ve görünmeyen iradesiz varlıkların kaderini, koyduğu yasalara tabi kılmıştır.

Vahiy o yasalara “Allah’ın sünneti” (sunnetullah) adını verir.

Allah hakikatin ne olduğunu sadece vahiylerde kayıtlı olan yasalar yoluyla değil, aynı zamanda tabiatın Kuran’ında yazılı olan yasalar yoluyla da bildirmiştir (41:53).

Allah’ın sünnetinde asla bir değişme ve bozulma olmaz. İradesiz bir varlığın tabi olduğu kader, sünnetullahtır. İnsan gibi iradeli varlıklara gelince:

  1. İradeleri dışında kalan olaylar ve durumlar:

İnsanın DNA’sı, RNA’sı, kan gurubu, gen haritası, rengi ve boyu gibi birçok husus, iradesinin dışında gerçekleşir. Bunlar da, tıpkı yukarıdakiler gibi, Allah’ın sünnetine ve takdirine bağlıdır.

  1. İradelerinin alanına giren olaylar ve durumlar: Allah, iradeli eylemlerin kaderini, emanet ettiği iradeye bağlamıştır. İradenin kendisi Allah’ın kaderidir.

İnsan, iradeli eylemlerinden sorumludur. Onu sorumlu tutan da, iradeyi ona emanet eden Allah’tır. İradeli eylemler alanında insanın kaderi seçmektir.

Yüce Allah, en güzel kıvamda yarattığı insanın iradesini kullanmasını dilemiştir. Bunun için kendi külli iradesinin içine, insanın cüz’i iradesini koymuştur.

Külli fiilinin içine, insanın cüz’i fiilini koymuştur. Böylece insanın fiili ile kendi fiili arasında bağ kurmuş ve insana değer vermiştir.

İnsanı, zamanın nesnesi olmaktan çıkarıp öznesi yapmıştır. İnsan bu sayede Allah ile birlikte tarih yapma şerefine nail olmuştur.

Allah külli irade sahibi, insan cüzi irade sahibidir. İnsana cüzi iradeyi Allah vermiştir.

Âlemdeki her şey Allah’ın takdiriyledir. Âlemlerin Rabbi olan Allah iradesiz varlıklara “statik kaderi”, iradeli varlıklara da “dinamik kaderi” takdir etmiştir.

İnsana irade vermesi de Allah’ın takdiridir. İnsan iradesini kullandığı zaman, Allah’ın takdirine göre hareket etmiş olur. İşte bu yüzden, iradesinin alanına giren her hususta insanın kaderi seçmektir.

Allah’ın insana seçme yeteneği anlamına gelen irade verdiğini kabul edip de, sonra insanın iradesinin işlevsiz bırakılıp onun yerine Allah’ın seçtiğini söylemek abestir. Allah’ın takdirini asıl inkâr budur.

Allah’ın iradesi kayıtsız ve şartsız, insanın iradesi kayıtlı ve şartlıdır. İnsanın kayıtlı ve şartlı iradesi, Allah’ın kayıtsız ve şartsız iradesi dışında, ona paralel, ondan bağımsız bir irade değildir. İnsanın sınırlı iradesi, Allah’ın sınırsız iradesinin içinde yer alır. Bunun içindir ki Kur’an

“Allah dilemeseydi siz dileyemezdiniz” der (76:30).

Fakat Allah insanın dilemesini dilemiştir. İnsan iradeli fiillerinden sorumludur. İnsanı fiillerinin öznesi olmaktan çıkarıp, kendisinden önce başka bir iradenin kendisi için dilediğini mecburen oynayan bir otomat olarak kabul eden bir düşünceyi Kur’an onaylamaz. Böyle bir düşünce, insanın ahlaki sorumluluğunu yok eder.

Ahlaki sorumluluk, ahlaki davranışın temelidir. O temel yıkılırsa, insandan sonuçlarını düşünerek davranmasını kimse bekleyemez. Dolayısıyla ödül ve cezanın, cennet ve cehennemin anlamı kalmaz. Bunların anlamı yoksa “ahirete imanın” zemini de yok olmuş olur.

İnsan, tercihlerini iradesiyle yapar. Fakat bizzat iradenin kendisini tercih edip etmemek, insanın tercihine bırakılmamıştır. Yaratan, insanın iradeli bir varlık olmasını tercih etmiştir. İnsan “insan” adını, iradeye mecbur olduğu için almıştır. 

İlahi irade, insanın iradeli bir varlık olmasını dilemiştir. İnsan iki şey arasında tercihte bulunur. Fakat iradesizlik ve iradelilik hakkında tercih hakkı insana verilmemiştir. O konuda tercih ve takdir hakkını Allah kullanmıştır.

Allah tercihini yapmış ve insan için iradeyi seçmiştir. Artık iradeli davranışlar alanında insanın kaderi irade olmuştur. Yani irade kaderdir ve insan kaderinden, yani iradesinden kaçamaz.

Seçmek insanın kaderidir ve insan seçmeye mecburdur. O halde, insanın seçme yeteneğini yok sayan her yorum, iradesini yok saymış demektir. “Allah dilemeseydi siz dileyemezdiniz” gibi ayetlerin açıklaması da budur.

Kur’an hür irade ve kader arasında nasıl bir ilişki kurar?

“Biz her insanın kaderini kendi çabasına bağlı kıldık.” (17:13)

“Her insan yaptıklarının rehinesidir.” (74:38; krş: 52:21)

“Bu iş ne sizin kuruntunuza göre, ne de kitap ehlinin kuruntusuna göre olur; her kim kötülük işlerse, onunla cezalandırılır.” (4:123)

“Bir hayâsızlık işlediklerinde derler ki: “Biz babalarımızı bu hal üzre bulduk; demek ki bize bunu Allah emretmiş”. De ki: Allah asla hayâsızlığı emretmez: Ne yani, şimdi siz Allah’a bilmediğiniz bir konuda iftira mı atıyorsunuz?” (7:28)

“O, yoldan çıkanlardan başkasını saptırmaz”. (2:26)

“Ne zaman ki kaydılar, Allah da onların kalplerini kaydırdı.” (61:5)

“İşte yasa budur: Allah bir topluma bahşettiği nimeti, o toplum kendilerinde olanı değiştirmedikçe asla değiştirmez.” (8:53)

“Eğer küfür ve nankörlük ederseniz, unutmayın ki Allah size asla muhtaç değildir; ama o kullarının küfür ve nankörlüğünden razı değildir; fakat şükrederseniz, O sizden razı olur.” (39:7)

“Şimdi Müşrikler diyecekler ki: Eğer Allah dileseydi ne biz ne de atalarımız şirk koşmazdık.” (6:148)

“İnsan benliği ve onun yaratılış amacına uygun biçimlenişi şahit olsun! Ve nihayet insan benliğine iyiyi ve kötüyü tanıyıp sorumsuz ve sorumlu davranma yeteneğini yerleştiren (şahit olsun) ki..” (91:7-8)

“Kendini temizleyen kimse kurtulmuş, kendini kirleten kimse ise hüsrana uğramıştır.” (91:9-10)

“Onlar dediler ki: “Rabbimiz! Biz efendilerimize ve büyüklerimize uymuştuk; onlar da bizi yoldan çıkardılar!” (33:67)

Yazı Mustafa İslamoğlu, İslam Nedir kitabından alıntıdır.